
Madrid
25 fotoğraf · Avrupa
İspanya'nın başkenti Madrid, İstanbul'dan uçakla yaklaşık 4 saat uzaklıkta. Ben ve arkadaşlarım, Madrid'e uçup, buradan hızlı trenle Sevilla'ya gittik. Cordoba ve Granada'yı da gezdikten sonra, Madrid'e geri döndük, çünkü dönüşümüz yine Madrid'den. Granada'dan Madrid'e otobüs-tren aktarmalı 4 saatlik bir yolculukla ulaştık. Demiryollarındaki bakım ve onarım çalışmaları nedeniyle, İspanyol demiryolları böyle bir organizasyon yapmış. Kısacası biz sadece tren biletimizi aldık ve hiçbir aksama olmadan Madrid'e geldik. Zamandan kazanmak amacıyla akşam yaptığımız bu yolculuktan sonra, Madrid Atocha Train Station'dan taksiyle otelimize geldik. Eğer havaalanından şehre gelecekseniz 8 numaralı metro hattını ya da sarı renkli otobüsleri (Aerobus Shuttle) kullanabilirsiniz. Havaalanı şehre 12 km. uzaklıkta olup, resmi taksiler (beyaz renkli, kırmızı şeritli) de fix bir fiyata (30 euro) şehir merkezine götürmekte. Bunun dışında şehir merkezinde, siz de bizim gibi ''gezmek, yürümektir.'' diye düşünenlerdenseniz, aşağıda bahsettiğim her yere yürüyerek ulaşabilirsiniz. Ya da Puerta del Sol'dan bineceğiniz hop on-hop off otobüslerle yorulmadan gezebilirsiniz.
Sabah, ''tortilla espanola'' yani patatesli İspanyol omleti ile güzel bir kahvaltıdan sonra, Granada'da yaşadığımız hırsızlık olayı ile ilgili Türkiye Madrid Büyükelçiliği'ne gidip, yapmamız gereken işlemleri tamamladık. Büyükelçilik'te de anladık ki, bu tür olaylarla İspanya'da çok karşılaşılıyor.
Kısa Tarih
Madrid, 8. yüzyılda Kuzey Afrika'dan Mağribiler tarafından bir kale kurulması ile küçük bir yerleşim alanı olarak başlıyor tarihine. 1083 yılında Müslümanlardan Kastilya Krallığına geçiyor. Bir rivayete göre, Toledo yerine yanlışlıkla Madrid'i ele geçirirler. Mağribilerin, İber Yarımadası'ndan atılmalarıyla, Fernando döneminde İspanya bir ulus devlet halini almaya başlar. 1561'de 2. Felipe İspanya'nın merkezinde olduğu için Madrid'i başkent yapar. 1759-1788 arasında 3. Carlos döneminde ise, geniş cadde ve meydanların açılmasıyla planlı bir gelişme başlar. İspanya İç Savaşı döneminde (1936-1939) ağır bombardımanlara maruz kalan Madrid, büyük bir yıkıma uğrar. Ancak bundan sonra geniş çaplı bir onarım dönemi başlar.
Şehirde ilk gördüğümüz yer, ATOCHA TRAIN STATION, sanki tren istasyonu değil de, küçük bir botanik park görünümünde. Bilgisayar yardımıyla sulanan palmiyeler ve tropikal ağaçlar var. 1891'de açılan ilk istasyon binasına 1980'de modern bir bina eklenmiş.

PALACIO REAL - KRALİYET SARAYI
İlk kraliyet sarayı 1734'de bir yangında yok olduktan sonra, 5. Felipe bu görkemli sarayı yaptırmış. Saray 13. Alfonso'nun tahtan çekildiği 1931'e kadar kullanılmış. Bugün Palacio Real önemli devlet törenlerinde kullanılmakta, kral ve ailesi artık Madrid'in dışındaki Zarzuela Sarayı'nda yaşamaktadır.

ALMUDENA KATEDRALİ
Kraliyet Sarayı'nın hemen karşısındaki katedralin inşası 1883'de başlamış. Dışı Neoklasik, içi Neogotik katedral ancak 100 yıl sonra kutsanabilmiş.

DEBOD TAPINAĞI
Madrid bir Mısır tapınağına evsahipliği yapmakta. Tapınak ilk olarak, M.Ö 2. yüzyılda Mısır Aswan'da inşa edilmiş. 1960'da Aswan'ın yeniden yapılanması sırasında yapılar zarar görmeye başlayınca, UNESCO uluslarası bir çağrı yaparak, ülkeleri bu tarihi yapıları korumaya çağırır. 1968'de Mısır, Ebu Simbel Tapınaklarının korunması karşılığında Debod'u İspanya'ya bağışlar. Tapınak İspanya'da yeniden inşa edilirken orjinal yönüne riayet edilir. Etrafındaki su ise Nil Nehrini temsil etmektedir. 1972'de de halka açılır.
Salı – Cuma 09:45 – 13:30, 16:15 – 18:00, Cumartesi ve Pazar 10:00 – 13:45 arasında ziyaret edilebilir.

PLAZA MAYOR
1619'da Krallığa prestij sağlamak amacıyla, alışveriş merkezi olarak inşa edilmiş. Kastilya özellikleri taşıyan, balkonlu, sivri kuleli, dik çatılı binalarla çevrilmiş meydandaki en önemli bina ise, cephe duvarı resimlerle süslü, eski bir fırın olan Casa de la Panaderia. Meydanın ortasında 3. Felipe'nin atlı bir heykeli bulunur. Engizisyon yıllarında meydanda boğa güreşleri yapıldığı gibi, mahkemeler toplanıp, idamlar yapılmış. Halk da meydanı çevreleyen binaların balkonlarından izlemiş. Plaza Mayor, öğlen ve akşam yemekleri için ya da birşeyler atıştırıp, içmek için çok tercih edilen bir yer. Biz de en iyi Bocadillo (kalamarcı)'ların burada olduğu duyduğumuz için öğle yemeğimizi burada yedik. ( Cafe Los Arcos Bar). Ayrıca paella yemek isterseniz, Plaza Mayor'da Museo de Jamon önerilmekte.

Plaza Mayor'un olmazsa olmaz pozu

Bu da meşhur Bocadillo'cuların kalamar ekmeği.
MERCADO DE SAN MIGUEL
Plaza Mayor'a yürüme mesafesindeki bu kapalı pazar, 1913'de inşa edilmiş. Eğer Plaza Mayor'da birşeyler yemediyseniz, burada çok fazla alternatif var. Plaza Mayor'a yürüme mesafesinde, çeşitli deniz ürünleri, tapas, meyveler, içecekler, ne arasanız bulabileceğiniz güzel, sevimli bir pazar yeri.

PUERTA DEL SOL
Madrid'in en bilinen ve en kalabalık yerlerinden biri ve İspanya'nın ulaşım sistemlerinin merkezi. Güneş kapısı anlamına gelen Puerta del Sol, 15. yüzyıldan kalma Madrid'i saran şehir duvarlarının kapılarından biriydi. Duvarın dışında, ortaçağa ait banliyöler başlardı. Kapının ismi, doğuda bulunması sebebiyle her sabah doğan güneşin şehri o taraftan aydınlatmaya başlamasından gelir.
İspanya'nın sembolik olarak merkezidir ve sıfır noktası olarak kabul edilir. Puerta Del Sol, ilk elektirikli tramvayın geçtiği, ilk metro istasyonu gibi ilklerin başladığı bir nokta. Meydanın ortasında 3. Carlos'un at üzerinde bir heykeli vardır. Meydandaki başka bir heykel ise çilek ağacına uzanan ayı heykelidir ve bu heykel Madrid'in simgelerinden biri olarak kabul edilir.

GRAN VIA
Modern şehrin ana bulvarlarından olan Gran Via, 1910 yılında açılmış. Mağazalar, restoranlar, sinemalar ile şehrin en işlek yerlerinden biri. Plaza de Espana'dan başlayıp, Plaza de Cibeles ve daha ileride Parque de Retiro'ya kadar uzanır.
PLAZA DE ESPANA
Saraya çok yakın olduğu için, meydanda 18. ve 19. yüzyıllarda askeri kışlalar varmış. Meydanın ortasındaki dikilitaşın önünde ise ünlü yazar Cervantes ve kahramanları Don Kişot, Sancho Panza ve Dulcinea'nın heykelleri bulunmakta. Meydanın karşısında ise, bir zamanlar dünyanın en yüksek beton binası olarak kabul edilen ve La Jirafa (Zürafa) olarak bilinen 1957'de yapılmış Torre de Madrid görülür.

PLAZA DE CİBELES
Madrid'in ünlü meydanlarından biridir. Meydanda mimari açıdan önemli pekçok yapı bulunmaktadır. Meydanın ortasında yer alan Kibele Çeşmesi, 18. yüzyıldan kalma ve neoklasik tarzdadır.Çeşme günümüzde Real Madrid taraftarlarının zafer kutlamaları için buluşma noktasıdır. Meydandaki diğer önemli yapılarsa, 1777'de inşa edilen, İspanyol posta teşkilatının merkez binası olan Kibele Sarayı, 19. yüzyıldan kalma İspanya Bankası binası ve Linares Sarayıdır.

RETIRO PARK
Parque del Retiro, 12. Alfonso caddesi üzerinde, şehrin en işlek yerlerinden birinde bulunur. 4. Felipe zamanında burada bir saray kompleksi varmış. 19. yüzyıl sonlarında halka açılan parkta yapay bir göl, Neoklasik dönemden kalma Velazquez Sarayı ve Kristal Saray bulunmakta. Gezmekten yorulduğunuzda, yeşillikler arasında, sangria eşliğinde küçük bir mola iyi gelecek.

Kristal Saray

Velazquez Sarayı
MUSEO DEL PRADO
Plaza de Cibeles'den başlayan Paseo del Prada'nun üzerindeki Prado Müzesi, dünyanın en önemli müzeleri arasındadır. 1819'da 7. Fernando'nun karısı Isabel'in açtırdığı Prado Müzesinde, 6000'den fazla eser sergilenmektedir. Sevilla'da doğmuş olan Vlazquez'in, baş yapıtları Toledo'da olan El Greco'nun, Boticelli, Raphael gibi İtalyan ressamların eserleri görülebilir. 18. ve 19. yüzyıl İspanyol resim sanatının önemli sanatçısı olarak kabul edilen Goya'nın eserleri ise müzede çok önemli bir yer kaplıyor. ''Giyinik Maya'' ve ''Çıplak Maya'' eserleri görülmeden geçilmemeli. Karısının Goya'ya çıplak poz verdiğini düşünen Alba Dükü ressamı ziyarete gider. Son anda ziyaretten haberi olan Goya'nın aynı tabloyu, bir de düşesi giyinik düşünerek yaptığı anlatılır. Ya da bu tablo, Alba düşesi ile Goya'nın aşklarının bir ifadesidir.
Hafta içi 10.00-20.00 Pazar ve tatil günleri 10.00-19.00 arası açık. Ayrıca pazar günleri hariç 18.00-20.00 arası ücretsiz.

Goya'nın ''Çıplak Maya'' ve ''Giyinik Maya'' tabloları
CENTRO DE ARTE REINA SOFIA
Başta Picasso, Dali, Miro olmak üzere 20. yüzyıl sanatçılarının eserlerinin sergilendiği müze binası, 18. yüzyıl sonlarında Madrid Hastanesi olarak kullanılmış. 1992'de restore edilerek sanat merkezine dönüştürülmüş. Picasso'nun ünlü eseri ''Guernica'' da burada sergilenmekte. 1937'de Alman uçaklarının Bask Kasabası Guernica'ya yaptığı hava saldırısında ölenlerin anısına yapılmış. Tablo uzun süre New York'ta sergilenmiş. Picasso'nun 100. doğum yılı anısına 1981'de Madrid'e getirilerek Prado Müzesi'ne, 1982'de de Arte Reina Sofia Müzesine konulmuş. Siyah -beyaz tabloda Picasso, Guernica şehrinin yaşadığı vahşeti anlatmış. Fransa Almanlar tarafından işgal edildiği yıllarda, Picasso'yu görmeye gelen bir Alman subayı ,Guernica'nın fotoğrafını göstererek ''Bunu siz mi yaptınız?'' der. Picasso'nun cevabı ise ''Hayır, siz yaptınız.'' olur.
Müze Salı günleri kapalı. Pazar günleri 10.00-19.00 Diğer günler 10.00-21.00 arası açık. Pazartesi, Çarşamba ve Cumartesi 19.00'dan sonra ücretsiz.

Picasso - Guernica
Madrid'e gidip de, dünyanın en eski restoranı olarak bilinen BOTIN' de yemek yemeden dönmek kesinlikle olmaz. 1725'de kurulan, Goya'nın, Ernest Hemingway'in favorisi olan bu restorana mutlaka rezervasyon yaptırmak gerekiyor.

Madrid'i gezdik-gördük, yedik-içtik. Sangrialar içildi, ekmek arası kalamar, paella, tortilla, Botin'de süt domuzu (roast suckling pig) yenildi. Eee artık geriye kalan tam bir günümüzü de ''Madrid'e gelip de Toledo'ya gitmeden dönmek olmaz'' dedik. Yarın sabah yine yolculuk var. Bu sefer istikamet TOLEDO.