Gezgin Böcek
Lizbon

Lizbon

39 fotoğraf · Avrupa

Atlantik Okyanus'u kıyısındaki tek Avrupa başkenti olan Lizbon, Tejo Nehri'nin oluşturduğu haliç üzerinde. Avrupa'daki başkentlerin çoğu aşağı yukarı birbirine benzerken, yedi tepenin üstüne kurulmuş Lizbon, onlardan oldukça farklı bir başkent. Hem Avrupalı, hem değil. Akdeniz'de kıyısı olmamasına rağmen bir Akdeniz şehri gibi. ​ Porto'dan 2,5 saatlik bir tren (CP Portekiz demiryolları) yolculuğuyla Lizbon'a ulaştık. Porto Campanha Tren İstasyonu'dan bindiğimiz trene Lizbon Santa Apolonia İstasyonu'nda indik. Bu istasyon şehir merkezine daha yakın olduğu için burayı tercih ettik. Buradan da taksiyle otelimize ulaştık. Porto'da olduğu gibi Lizbon'da da taksi fiyatları makul, bir de bizim gibi kalabalık bir grupsanız. Pombal Meydanı'na yakın otelimize yerleştikten sonra her seyahatimizde olduğu gibi bol bol yürüyerek şehri keşfetmeye başladık.

Biraz tarihinden bahsedecek olursak, Fenikeliler tarafından, kendi dillerinde ''güzel liman'' anlamına gelen Ulissopo adıyla kurulduğu sanılan Lizbon, ilk çağlarda İber Kabilelerine ait. 711 yılında Arapların eline geçmesiyle bir dönüm noktası yaşamış.Pek çok caminin yanısıra, surlar da bu dönemde yapılmış. 12. yüzyılın ortalarından itibaren Portekiz yönetimine geçmiş. Ancak Arap kültürünün etkilerini hala görmek mümkün. Portekizcede ''Lizşboa'' diye telaffuz edilen şehrin adı Arapça ''el-Uşbuna''dan gelmekte.

POMBAL MEYDANI'ndan uzun bir yürüyüşle, hedefimiz Praça do Comercio. Pombal, 1755'de depremden sonra neredeyse tamamen yıkılan Lizbon'un baştan yaratılmasında önemli rol oynayan bir devlet adamı. Bu meydan, ünlü markaları, restoran ve kafeleriyle şehrin önemli bulvarlarından AVENDIDA LIBERDADE'nin başlangıcı. Ayrıca şehrin en ünlü parkı olan EDUARDO VII PARK'ına da bu meydandan girebilirsiniz.

Lizbon

Avendida Liberdade Bulvarından yürüyerek ROSSIO MEYDANI'na ulaştık. Bu meydan ortaçağdan beri eski Lizbon'un ana meydanı olmuş. Portekiz kralı ve Brezilya'nın ilk imparatoru olan 4. Pedro'nun heykeli'ni meydanda görürsünüz. Meydanın diğer dikkat çekici özelliği ise, Rossio Tren İstasyonu ve istasyonun kapıları. Sintra'ya gitme planınız varsa eğer, bu tren istasyonundan gidebilirsiniz. Portekiz'e özgü Ginjinha (vişne likörü) nü içebileceğiniz A Ginjinha adlı mekan da bu meydana çok yakın. Bu likörü pek çok yerde bulmanız mümkün ancak en ünlüsü burası imiş. Birer shot ginjinha içip yolumuza devam ediyoruz. Rossio Meydanı'ndan PRAÇA DA FIGUERA'ya geçip, IGREJA DE SAO DOMINGOS adlı kiliseye ulaşırsınız. 1755 depremi ve 1959 yangınına rağmen, hiç bir onarım geçirmeden hala ayakta kalabilen nadir yapılardan.

Lizbon

Rossio Tren İstasyonu

Lizbon

Igreja de Sao Domingos Kilisesi

Rossio Meydanı ile kıyı arasında kalan bölgeye BAIXA adı verilmiş. Bu bölgenin bir tarafı restoran ve eğlence mekanları ile ünlü BAIRO ALTO, diğer tarafı ise yüksek bir tepede kalenin de olduğu tarihi şehir ALFAMA. Biz yolumuza düz, kıyıya doğru devam ediyoruz. Takın altından geçip, PRAÇA DO COMERCIO'ya ulaşıyoruz. Sömürgecilik döneminde, gemilerin getirdiği mallarını boşalttığı ticaret meydanı burası. 1755 depremi öncesinde Kraliyet Sarayı da bu meydandaymış. Ayrıca gün batımında bu meydanın kıyısında olursanız, 25 NİSAN KÖPRÜSÜ üstünden batan güneşle birlikte güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. 1966'da Salazar Köprüsü adıyla açılan Tejo Nehri üzerindeki bu asma köprünün adı daha sonra Karanfil Devrimi nedeniyle 25 Nisan Köprüsü olarak değiştirilmiş. San Francisco'daki Golden Gate Köprüsünün mimarları tarafından inşa edilmiş. Praça do Comercia'ya gelmişken, meydandaki MUSEU DA CERVEJA'da meşhur morina balığından yapılan keçi peynirli balık köftesi pastel de bacalhau eşliğinde, yerel biraları Süper Bock:) içmeli. ​

Lizbon

Praça do Comercio

Lizbon

Pastel de Bacalhau

Günün 2. hedefi ALFAMA ve CASTELO SAO JORGE (KALE), Baixa'dan 28 no'lu tramvayla kaleye çıkıp, tüm şehri tepeden izlemek. Biletinizi tramvayda vatmandan alabilirsiniz. Lizbon'un simgesi haline gelmiş sarı tramvaylar, şehirde 1873'te ilk olarak çalışmaya başlamış.Önce atların çektiği tramvaylar 1901'de elektirikli olunca adıda electrico olmuş. Kalenin tarihi 6. yüzyıla dayanıyor. Bu bölge surlarla çevrilmiş şehrin merkeziymiş. 16. yüzyılda Praça do Comercio'da kraliyet sarayı yapılana kadar, krallar da bu bölgede ikamet etmiş. Bundan sonra kale önce hapishane, sonra da 1920'ye kadar kışla olarak kullanılmış. Alfama, şehrin depremden sonra ayakta kalan en eski mahallesi ve Fado'nun doğduğu yer. Adı Arapça Al-hamma (hamam)'dan geliyormuş. MIRADOURO DA GRAÇA'dan Kale ve Lizbon manzarası seyredildikten sonra, dar sokaklardan, asılı çamaşırların altından keyifli bir yürüyüşle SE KATEDRALİ'ne ulaşırsınız. Tramvay yolunu takiple katedrale ulaşmak çok kolay. Lizbon'un eski kilisesi olan SE 1147'de yapılmış. Ancak 1755 depreminden çok zarar gördüğü için yeniden inşa edilmiş. ​

Lizbon Lizbon Lizbon Lizbon Lizbon

ELEVADOR DE SANTA JUSTA , şehrin ünlü asansörü Gustave Eiffel'in çırağı tarafından Eyfel Kulesiyle aynı yöntemle yani kaynaksız perçin yöntemiyle 1902'de Baixa ile Chido ve Bairo Alto bölgesini birbirine bağlamak için yapılmış. Seyir terasından Lizbon'u seyredip, fotoğraf çekebilirsiniz. Asansör için gidiş-dönüş bileti alınabildiği gibi günlük kart da kullanılabilir. ​

Lizbon

Asansörden indikten sonra kısa bir yürüyüş sonrası, yıkık kilise CONVENTO DO CARMO karşınıza çıkar.​ ​

Lizbon

Bu bölgedeki şehrin ünlü caddelerinden RUA GARRET'te Lizbon'un en karakteristik kafesi CAFE BRASILEIRA yer alır. Portekizli şair Fernando Pessoa'nın en sevdiği mekanmış. Kafenin önündeki şairin heykeli ile resim çektirmekse en önemli turistik aktivite. ​

Lizbon

Lizbon'a gelmişken yapılması gereken diğer önemli bir turistik aktivite ise Fado Gecesi . 19. yüzyılda Portekizli kadınların denize açılan eşleri ve sevgililerinin geri gelmemesi üzerine söyledikleri ağıtlardan türemiş. Fado , acıların, umutların, özlemin ve aşkın ifade edildiği hüzünlü bir müzik türü. Portekiz gitarı ve bir klasik gitar eşliğinde tek bir şarkıcılayla icra ediliyor. Söyleyenlere de ''fadista'' deniliyor. Her yıl Şubat ayında Lizbon'da Fado Festivali düzenleniyor. 1999 yılında hayata veda eden, Portekiz'in Sesi ünvanı verilmiş Amalia Rodriques ise fadonun kraliçesi. Bairo Alto ve Alfama'da fado dinleyebileceğiniz pek çok yer var. Bu yerlerin çoğu yemekli ancak biz sadece fado dinleyip, yemeğimizi de farklı bir yerde yemek istediğimiz için, FADO IN CHIADO'yu tercih ettik. ​

Lizbon

​ Yaklaşık bir saatlik bir fado dinletisinden sonra MERCADO DA RIBERIA'da yemek yedik. Cais do Sotre tren istasyonunun hemen karşı tarafında yer alan kapalı pazar yeri. ​

Lizbon

BELEM ,​ Praça do Comercio'dan kalkan tarihi tramvay (15 no'lu) Electrico'ya binip, sahilden yaklaşık 20 dakikada Belem'e gidebilirsiniz. TORRE DE BELEM, Hindistan ile ticaret yolunu keşfeden denizci kaşif Vasco da Gama'ya ithafen yapılmış ve yıllarca denizcileri izlemek için kullanılmış kule, Gotik mimari yanında Afrika esintileri de taşımakta ve Unesco Dünya Mirası listesinde. 1755'deki depremden önce Tejo Nehri'nin ortasındayken, depremin etkisiyle karayla birleştiği söyleniyor. ​

Lizbon

Kıyı boyunca geriye doğru yürürseniz, karşınıza Prens Henry'nin ölümünün 500. yılı anısına, 1960 yılında yapılmış olan KAŞİFLER ANITI çıkar. Prens Henry yeni keşifler için denizcileri çok desteklemiş. Anıt 15 ve 16. yüzyılda tarihe geçmiş Portekizli denizciler, bilim adamları, sanatçılar için yapılmış. Yerdeki dünya haritasında ise, Portekiz'in keşfettiği ve sömürgeleştirdiği yerler ve tarihleri yer alıyor. ​

Lizbon

JERONİMO MANASTIR I , yapımına 1501'de başlanıp, 70 yılda tamamlanmış olan manastır, sömürgecilik ve baharat ticareti ile finanse edilmiş. Gotik ve Rönesans tarzlarının karışımından oluşan Manuelin dönemi mimarisi örneği. 1501'de Vasco da Gama'nın Hindistan'dan dönüşünün anısına başlanmış. Vasco da Gama ve Portekizli milli kahraman ve halk şairi Cameos'un mezarları manastırın girişinde karşılıklı olarak yer almış. Pek çok kral ve kraliçenin de mezarı bulunmakta. Portekizli şair Fernando Pessoa da burada yatmakta. Manastır 1983'de Unesco Dünya Mirası listesine alınmış. Manastırın girişindeki SANTA MARİA KİLİSE'sinde fillerin taşıdığı kral mezarları da görülmeye değer. ​

Lizbon Lizbon Lizbon Lizbon

Ve Belem'e gelince, mutlaka gidilmesi gereken BELEM PASTANESİ (PASTEIS DE BELEM) ​ve mutlaka yenilmesi gereken PASTEIS. Dışı milföy hamuru, içi kremalı tatlı, 1834'te manastırdaki din adamları tarafından yapılmaya başlanmış ve 1837'den beri de tarifi gizli olan bu tatlıyı Lizbon'da pek çok yerde yiyebilirsiniz ama buradaki gibi lezzetli ve tazesini asla. Kapısındaki sıra gözünüzü korkutmasın, hızlı ilerliyor. Ayrıca içeride güzel çiniler arasında oturma şansınız da var. ​

Lizbon Lizbon

Biz gidemedik ancak görmek isteyebileceğiniz bir diğer yer GÜLBENKIAN MÜZESİ.​ Üsküdar doğumlu Gülbenkyan (1809) , 1955'de öldüğü zaman, 6 bin parçadan oluşan kolleksiyonunu önce Türkiye'ye teklif etmiş. Irak petrollerinden aldığı komisyon nedeniyle adı ''Bay yüzde 10''a çıkan Gülbenkyan'ın bu teklifi çeşitli nedenlerle kabul edilemeyince, o da Portekiz'e bırakmış. Osmanlı-Türk eserleri, İznik Çinileri, antik ve modern sanatın pek çok örneği görülebilir.

Vasco da Gama'nın Hindistan'a ulaşmasının 500. yılı anısına düzenlenen Expo98 için yapılan PARQUE DAS NAÇOES ve VASCO DA GAMA KÖPRÜSÜ de vaktiniz varsa görülmeli. Vasco da Gama Köprüsü 17,2 km. uzunluğu ile Avrupa'nın en uzun köprüsü. ​

Lizbon

CERVEJARIA RAMIRO, ​ cervejaria'nın bira evi demek (çünkü bira cerveja) sanılsa da, et ve deniz ürünleri konusunda uzmanlaşmış hafif salaş lokantalar demekmiş. Cervejaria Ramiro da taze ve lezzetli deniz ürünleri ünlenmiş. Eğer deniz ürünlerine düşkünseniz kaçırmamalısınız. Önündeki kuyruk ve içerideki kalabalık sizi yıldırmasın. Hızlı ve cana yakın servis sayesinde sürekli bir sirkülasyon var. Rezervasyon kabul etmiyor ve pazartesi hariç 12.30-22.00 arası hizmet veriyor. ​

Lizbon Lizbon

Lizbon'a gelip de Sintra'ya ve Avrupa'nın en batı ucu olan Cabo da Roca'yı görmeden dönülmemeli.

SİNTRA , Lizbon Rossio Meydanı'ndaki tren istasyonundan kalkan Sintra treniyle 40 dakikada gidebilirsiniz. Sintra yüksek tepeler arasına kurulmuş, 19. yüzyıl Romantizm akımıyla yapılmış sarayların bulunduğu küçük bir şehir. Aynı zamanda Unesco Kültür Mirası listesinde. Trenden indiğiniz andan itibaren size ''bir masal diyarında mıyım acaba '' diye düşündüren farklı bir yer. Sintra da gezilecek pek çok saray ve bahçe var. Bu nedenle trenden indikten sonra harita edinmeniz de fayda var, gezmek istediğiniz yerleri belirlemeniz açısından. Biz PENA SARAYI ve REGALIERA SARAYI'nı görüp, kalan zamanımızı da Capo da Roca ve okyanus kıyısındaki Cascais'de geçirmek istedik. Pena Sarayı'na gitmek için ya tren istasyonunun sağında bulunan otobüs duraklarından 434 no'lu otobüse binmek gerekir ya da bizim gibi daha eğlenceli olsun diyerek ''tuk tuk'' u tercih edebilirsiniz. Ancak dar ve virajlı yolda tuktukla gitmek pek konforlu değil. Sarayın önünde inip biletiniz aldıktan sonra 15 dakika ağaçlıklı bir yoldan saraya yürümek gerekiyor ama yürüyemem derseniz, bahçe içinde ulaşımı sağlayan ayrı bir araç da var. Saray gördüğünüzde hem mimarisi hem de renkleri ile sizi çok şaşırtacak. Sanki bir masal kitabından fırlamış gibi. ​

Lizbon Lizbon Lizbon Lizbon

Pena Sarayı, 1500'lü yıllarda yapılan ve 18. yüzyılda önce yıldırım düşmesi sonra da büyük Lizbon depremi nedeniyle harabeye dönüşen manastırın yerine 1838'de Kral 2. Ferdinand 'ın yaptırdığı yazlık saraydır. 1910'a kadar kraliyet ailesi tarafından yazlık saray olarak kullanılmış. 1910 yılındaki Cumhuriyetçi Devrim sonrası sürgüne gitmeden önce Kraliçe Amelia'nın son gecesini geçirdiği saray daha sonra müzeye çevrilmiş. 1995'de Unesco Dünya Mirası listesine alınan saray, tüm Sintra'ya hakim bir tepe üzerinde. ​

Lizbon Lizbon

REGALIERA SARAYI , Pena Sarayı'na eğer 434 no'lu otobüsle çıktıysanız, dönüşte şöföre aynı bileti göstererek şehir merkezine dönebilirsiniz. Ve şehir merkezinden yürüyerek Regaliera Sarayı'na gidebilirsiniz. Pena Sarayı'dan sonra mutlaka görülmesi gereken ilginç bir mimariye sahip bir saray. Gotik, Rönesans ve Magribi karışımı. 1904 yılında zengin bir Portekizli tarafından inşa ettirilmiş ve 1994 yılında da Sintra yerel yönetimine geçip, ziyarete açılmış. Ama bence sarayın bahçesi, bahçedeki tünel ve kuleler çok daha dikkat çekici. 9 katlı suyu olmayan kuyu ise dünyada görülmesi gerekenler sıralamasında yer alıyor. Spiral merdivenlerle inilen kuyunun zeminide Tapınak Şövalyelerinin simgesi haç bulunuyor. Dante'nin İlahi Komedyası'ndaki Cennet Cehennem betimlemelerinden etkilenerek yapılmış. Yukarıdan bakınca cehennem, aşağıdan baktığında ise cennet algısı yaratılmaya çalışılmış. Kuyunun altındaki koridordan bahçeye açılan şelaleye ulaşılıyor. Sarayın bahçesi gizem ve sembollerle dolu. ​

Lizbon Lizbon Lizbon

​Bu gizemli saray gezimizden sonra yine tren istasyonuna doğru yürüyüp, istasyonun sol tarafındaki otobüs duraklarından 403 no'lu Cascais otobüsüne biniyoruz. Otobüs her yarım saatte bir kalkıyor. CABO DA ROCA'ya gidiyoruz. Cabo da Roca Avrupa'nın en batı ucu. 15. yüzyıla kadar buranın dünyanın sonu olduğuna inanılıyormuş. Avrupa'nın en batı ucunda olduğumuzu gösteren fotoğrafı çektirip, isterseniz bunu gösteren bir sertifika da satın alabilirsiniz, yine 403 no'lu Cascais otobüsüne binip, okyanus kıyısında yazlıkların olduğu, güzel belde CASCAIS'e hareket ediyoruz. ​

Lizbon Lizbon Lizbon Lizbon

Soğuk okyanus suyunda günün yorgunluğunu atıp, Portekize özgü sardalya ızgara ile yeşil şaraptan oluşan güzel bir akşam yemeğinden sonra Lizbon'a trenle dönüyoruz. ​

​Eğer vaktiniz kalırsa, ESTORİL'e de gidebilirsiniz. Golf sahaları ve kumarhaneleriyle ünlü Estoril, 2. Dünya Savaşında Portekiz'in tarafsız kalması nedeniyle İngiliz ve Alman casusların merkezi haline gelir. ''James Bond'' yazarı Ian Fleming, ajanları gözlemlemek için buraya gelir ve ilk James Bond romanı ''Casino Royal''a buradaki casino ilham kaynağı olur.