
Milano
15 fotoğraf · Avrupa
Sadece seyahat değil,seyahat düşüncesi bile beni heyacanlandırır. Ailemle birlikte yaptığımız seyahatlerde rehberlik görevi benimdir.Günler öncesinden bilgisayarın başına geçer, görülmesi gereken yerleri,oraya özgü olan yiyecekleri,restoranları belirler,rezervasyonları yaptırır,online biletleri alır ve gezi programını yaparım. Bu görev geçen sene arkadaşlarla gittiğimiz Paris'te de benim oldu. Yıllar önce ailemle gittiğim Paris'i bir de kızkıza keşfetmek çok keyifliydi. Bu nedenle bir sonraki seyahatimiz Milano'ya, Paris'te karar verip,aylar öncesinden biletlerimizi çok uygun fiyata Pegasus'dan aldık. Hatta bu sefer 6 kız arkadaş olarak.
Sabiha Gökçen Havaalanından 2,5 saatlik bir uçuşla Bergamo Orio Havaalanına indik.Aslında bu havaalanı Bergamo şehrine ait olmakla birlikte,düşük maliyetli havayolları Milano için bu havaalanını tercih ediyor. Bergamo-Milano arası yaklaşık 1 saat. Milano'ya ulaşmak için otobüs en ekonomik ve pratik olanı. Otobüs seferleri ile ilgili detaylı bilgileri Terravision Shuttle veya Orio Shuttle internet sitelerinde bulabilirsiniz. (gidiş-dönüş 9 euro)
Diğer bir ulaşım şekli ise, havaalanından otelinize kadar gidebileceğiniz özel servisler. Bunun için internetten önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor.Şöför sizi havaalanında karşılıyor ve otelinize kadar götürüyor. Dönüşte de otelden alıyor. Bu konuda birkaç şirket var. Biz CityAirportTaxis'i kullandık. Tavsiye ederim.
Tabi ki Milano'da da 2 havaalanı var. Biri Malpensa Havaalanı, diğeri ise Linate. Türkiye'den uçuşlar Malpensa Havaalanına yapılıyor.(Bergamo Orio Havaalanı dışında)

Saat 3 gibi otelimizdeydik. Hemen yerleşme işini halledip, metro ile Duomo Meydanına gittik.Meydandaki katedral (Duomo) Avrupa'nın en büyük katedrallerinden biri, yapımına 1386'da başlanmış ve 1805'te Napolyon tarafından tamamlanabilmiş.Gotik tarzda inşa edilmiş.Tepesindeki sivri kulelerin en yükseğinde bulunan yaldızlı Madonna heykelinin şehri koruduğuna inanıyorlar. Asansörle çıkacağınız terasından Milano'yu yüksekten görme şansınız var.

Ardından Duomo'nun hemen yanında bulunan Galleria Vittorio Emanuele'ye gittik.Burası dünya'nın ilk alışveriş merkezi olarak kabul ediliyor.Bu galeri Mengoni'nin son eseriymiş çünkü yapımı sırasında iskeleden düşerek hayatını kaybetmiş.Prada ilk mağazasını burada açmış.1867'de yapılan alışveriş merkezinin tam ortasındaki mozaikte, o dönemde yeni birleşmiş olan İtalyan şehirlerinin sembolleri bulunmakta. Torino'yu temsil eden boğa figürü üzerinde, kendi etrafınızda bir tur dönerseniz dileğinizin olacağına inanılıyor.Tabi ki biz de dilek dileyip, kendi etrafımızda döndük!

Galleria'nın içinden geçerek dünyanın en ünlü operalarından biri olan La Scala'nın bulunduğu La Scala Meydanına çıkılıyor. Milano'ya gitmeden önce La Scala'da bir gösteri izleyebilirmiyiz düşüncesi ile La Scala'nın web sayfasına girdim ama ne yazık ki o tarihte herhangi bir gösteri yoktu. La Scala müzesini ve sahnesini görme işini bir sonraki güne bırakarak , panzerotti yemek için Luini'ye gittik. Ancak pazar günü olduğu için kapalıymış. Bu arada panzerottiyi anlatayım size , içinde mozzarella ve domates olan bir çeşit pişi. Eee panzerottiyi yiyemeyince pizza yemeye karar verip, Pizza Spontini'de Milano'nun en güzel pizzasını yedik.
Bir şehri en iyi keşfetmenin yollarından biri yürümektir. Bu nedenle biz de sokak ve caddelerde yürüdük. Hediyelik eşya dükkanlarından magnet, bardak, pin alışverişimizi yaptık.Moda başkenti, tasarım cenneti olan Milano caddelerinde vitrinlere baktık, mağazaları gezdik. Artık, Duomo'nun hemen yanındaki çok katlı mağaza La Rinascente'nin en üst katındaki Obika'ya gitme zamanı gelmişti. Milano'da 18.30 - 21.30 arası 'Aperetivo Milanese' adeti var.Yani sadece içkiye para verip, açık büfeden dilediğiniz kadar yemek alabiliyosunuz (10 - 12 euro). Biz de bunu için Duomo manzaralı Obika'nın terasına gittik. Ben aperol spritz , arkdaşlarım şarap tercih etti. Aperol sprtiz içinde beyaz şarap,soda,portakal dilimi olan ve bol buzla servis edilen hafif acımsı bir İtalyan içkisi. Keyifli bir yemek ve sohbetten sonra artık otele dönme vakti gelmişti. Metro ile Stazione Centrale yakınındaki otelimize döndük. Bunca yorgunluk ve gezmenin üzerine günün bittiğini düşünebilrsiniz. Ancak biz kızkıza seyahatlerimizde, ne kadar yorgun olursak olalım, günü bitirme ritüelimizi mutlaka yerine getiririz. Amerikano oynamak!!!
Bu arada sadece Milano ve Como olarak planladığımız seyahatimizde bir değişiklik yapıp ertesi gün için Venedik'e tren bileti aldık.Neden Milano'yu tamamen gezmeden Venedik, çünkü salı günü Da Vinci'nin 'Last Supper' freskine rezervasyonumuz var.Çarşamba Como'ya gidilecek.Geriye birtek pazartesi kaldı.

VENEDİK
Pazartesi sabahı erkenden kalkıp, 2,5 saatlik tren yolculuğundan sonra Venedikteydik.10 sene önce eşim ve çocuklarımla ilk defa Venedik'e geldiğimde,sanırım aklımın ucundan geçmemiştir, daha sonra arkadaşlarımla geleceğim.
San Marco Meydanı, katedral, saat kulesi, çan kulesi, Dükler sarayı ilk görülecek yerler.Buraları gördükten sonra gondol gezimizi yaptık.Sokaklarda yürdük, kaybolduk. Ahlar Köprüsü önünde, klasik olarak resim çektirdik.Öğle yemeğimizi ara sokaklardan birinde, hoşumuza giden bir trattoriada yedik. Öğle yemeği menümüz gnocchi ve chiantiydi.Yine sokakları adımladık, Rialto Köprüsünden etrafı seyrettik.Birbirinden ilginç maskeler satan dükkanlardan maskeler, magnetler ve tabi ki Murano camından yüzük ve kolyeler aldık.Daha önce okuduğum Dan Brown'un 'Cehennem' (Inferno) adlı kitabının bir kısmının San Marco katedralinde geçmesi ve veba maskesi hakkında kitapta okuduklarım katedrale ve maskelere ilgimi biraz daha artırdı. Maske kullanımı, 14. yy'da hastalıktan yara olan yüzlerini gizlemek için başlamış.Hatta veba maskesi (şu uzun burunlu maske) hastalığın bulaşmasını önlemek içinmiş.Birkaç yüzyıl sonra insanların, maskeleri eşlerini aldatmak ve hırsızlık için kullanmaları ise çok ironik.
Akşam üzeri kahvemizi içip, tiramisumuzu yedikten, oğluma Hard Rock Cafe'den tişört ve pin aldıktan ve bolca fotoğraf çektirdikten sonra trenle Milano'ya doğru yola çıktık.
Akşam yemeğini Milano'da, Stazione Centrale çevresinde bir restoranda yedik.Menümüz bazılarımız için risotto milanese, bazılarımız için ravioli ve tabi ki chiantiydi.Bu kadar yorgunluğa hemen uyuduk sanmayın.Otelde ritüel tekrarlandı. AMERİKANO!!!

Venedik'teki maskelerden...

Salı sabahı kahvaltıdan sonra La Scala'yı gezmek üzere yine Duomo Meydanına gittik.La Scala dünyanın en ünlü operalarından biri. 1778 inşa edilen binanın 2000 kişilik kapasitesi var.Leyla Gencer'in hayattayken sahne aldığı bu binada hala opera ve bale gösterileri yapılıyor.Müzesinde Leyla Gencer'in resmini ve takılarını görmek bir Türk olarak bizi gururlandırdı.Açık olan bir iki locadan sahneye bakıp, keşke bir gösteri izleyebilseydik düşüncesiyle ayrıldık.

La Scala iç görünüş

La Scala'dan çıkıp, pazar günü yiyemediğimiz panzerottiyi yemeye Luini'ye gittik. Önündeki uzun kuyruk gözümüzü korkutsa da sıraya girdik. Ama iyi ki vazgeçmemişiz, sıra çok hızlı ilerledi.

Şehrin keşfedemediğimiz diğer yerlerini de görmek için Duomo Meydanından hop on-hop off şehir turu otobüsüne ([http://city discovery](http://city discovery)) binip bütün şehri turladık. Sforza kalesinde inip gezdik.Kale 15. yy'da Franzesco Sforza tarafından yaptırılmış.Size ortaçağ atmosferini hissettiren bir yapı.Kalenin içindeki çimlere yayılıp, dinlendik.
Kaleden çıktıktan sonra güzel bir parkla karşılaşıyorsunuz.Parco Sempione.Parkın sonundaki ark Napolyon tarafından yaptırılmış.Bu arkın bulunduğu cadde (corso sempione), Champs Elysees tarzı parizyen bir bulvar yapılmak istenmiş ancak çok başarılı olmamış. (Bu genel bir görüş, benim görüşüm değil)

Sonunda 1 ay öncesinden randevusunu aldığım Leonardo da Vinci'nin 1495-1497 yılları arasında yaptığı 'Last Supper' Son Akşam Yemeği (www.vivaticket.it/?op=cenacoloVinciano) freskini görmek için Santa Maria delle Grazie Kilisesine gidiyoruz. Randevumuz saat 6'da. 15 kişilik gruplar halinde içeri alıyorlar.Bu fresk, İsa'nın Romalı askerler tarafından tutuklanmadan bir gün önce havarileriyle yediği son yemekte, havarilerine 'içinizden biri bana ihanet edecek' sözünü söylediği andaki sahneyi tasvir etmektedir. 500 yıl önce yapılmış bu freski görmek hepimizi çok etkiledi.

Akşam yemeği için Cadorna'dan metroyla Navigli bölgesine gittik. Navigli Milano'nun kanallar bölgesi. Buradaki cafelerde aperetivo uygulaması var. Bu nedenle üniversite öğrencilerinin çok tercih ettiği bir bölge.Biz de daha önce tavsiye edilen 'Officina 12' e gittik. Güzel bir mekandı. Yemek konusuda anlaşamasak da Mısır'lı garsonumuzun sohbeti iyiydi. Bu arada 'Çamaşırcı kadınlar sokağı'nı da görmeyi ihmal etmedik. Yemek dönüşü ertesi sabah Como'ya gitmeyi planladığımız için tren biletimizi almaya istasyona gittik. SÜPRİZZZ !!! Ertesi gün tüm toplutaşım araçlarında grev varmış. Neyse ki grev 9-18 saatleri arasındaymış. Biz de sabah 8'e biletlerimizi alıp, otelimize dönüyoruz. Tabi ki gün amerikano ile bitiyor.

COMO
Milano'ya gelmişken Como'yu görmeden dönmek olmaz. Como'ya gitmenin en kolay yolu Milano Cadorna tren istasyonunu kullanmak. Buradan kalkan trenler Como'nun merkezinde bulunan 'Como Nord Lago' istasyonunda duruyor. Yaklaşık 1 saatlik bir yolculuktan sonra Como'nun tam merkezinde iniyorsunuz. Como'nun bu kadar popüler olmasının nedeni, doğası ve güzelliğinin yanısıra pek çok ünlünün özellikle Hollywood yıldızlarının burada villalarının olması.Bizim de gözlerimiz George Clooney'i aradı ! Como tarihi villaları ve bahçeleriyle de ünlü. Villa D'este bunların başında geliyor. 1568'de yapılan villa otel olarak kullanılıyor. Yıllardır pekçok ünlünün tercih ettiği bir otel. Hatta Hitchcock bazı filmlerini burada yazmış.

Pilin mucidi Alessandro VOLTA 1745 -1827 yılları arasında burada yaşamış. Volta Meydanındaki heykeli ve müzesi dikkat çekici yerlerden.

Göle adını veren bu güzel yeri bir de gölden görmek amacıyla tekne gezisi yapıyoruz.Doğasına, villalarına birkez daha hayran oluyoruz.

Dar sokaklarda yürüyerek bu şirin yeri keşfetmeye devam ediyoruz. Duomo Meydanında kahve, dondurma molası veriyoruz. 19. yy'dan kalma finükülerle Brunate'ye çıkıp Como'yu tepeden izliyoruz.
Brunate'den indikten sonra, bir balık restoranında birşeyler yemeye karar veriyoruz.Restoran sahibi ve çalışanlar Türk çıkıyor. 85 bin nüfuslu como'da 4 bin Türk yaşıyormuş.Bunlar da restoran işletmeciliği ve inşaat sektöründe çalışıyorlarmış.
Keyifli bir yemekten sonra, Milano'ya dönme vakti geliyor. Ertesi gün yolculuk var, ne yazık ki tatil bitti.
Sabah toparlanıp, kahvaltıya iniyoruz, bir sonra ki seyahatin planlarını yapıyoruz.Kapıda önceden rezervasyonunu yaptırdığımız servisimiz ve Salvadore bizi bekliyor...
***Kırmızı renkli yazılara tıkladığınızda daha detaylı sayfalara ulaşabilirsiniz...
Arrivederci