Gezgin Böcek
Paris

Paris

18 fotoğraf · Avrupa

Daha önce bir sömestr tatilinde eşim, kızım ve oğlumla gittiğim Paris'e, bir kere daha bahar ya da yazın gitmeyi çok istemiştim. İlk gidişimde hava çok soğuktu, oğlum çok küçüktü (sürekli bir puset maceramız vardı). Yıllar sonra, arkadaşlarımla mayıs ayında tekrar gitmek kısmet oldu.Aylar öncesinden indirimli biletlerimizi pegasus'tan aldık. Sıra otel rezervasyonundaydı.Booking.com'dan iki arkadaş bayağı bir mesai harcayarak otelimizi ayarladık.Tabi ki rehberlik görevi benimdi. Gideceğimiz, göreceğimiz yerleri belirleyip, rezervasyonları yaptırıp, gezi programını yapıp, 4 kız Paris'e uçtuk. Yaklaşık 3,5 saat sonra Paris Orly Havaalanındaydık.

Hava alanından otelimize transfer için 'Paris Dolmuşu'nu tercih ettik. Paris dolmuşu iki Türk kardeşin kurduğu özel bir taşıma hizmeti. İnternetten rezervasyonumuzu gidiş-dönüş yaptırıp, kolayca otelimize ulaştık.

Otelimiz, Champs Elysees, Arc de Triomphe ve Eyfel kulesi arasında yer alan ve altın üçgen denilen bölgedeydi. Kısacası her yere ulaşımımız çok kolaydı.Gerek yürüyerek, gerekse metro ile. Hemen yerlesip, kendimizi dışarı attık. İlk olarak çok acıktığımız için , otel çevresindeki bir restoranda soğan çorbası içip, Trocadero Meydanına doğru yürüdük. Çünkü bir önceki Paris seyahatimden hatırladığım kadarıyla burası Eyfel Kulesinin en güzel görülebileceği yerdi. Bu meydan Paris'te yapılan kültür etkinliklerine de ev sahipliği yapıyor.

Paris

Eyfel Kulesi fotoğraflarını çekip, Eyfel'e doğru yürümeye başladık.Ancak içine girdiğimiz kalabalıkta çok zor oldu. Çünkü 'Paris Saint Germain' futbol takımı şampiyon olmuş ve herkes kutlamalar için sokaklara dökülmüştü.

Eyfel Kulesi , Fransız Devriminin 100. yılı anısına 1889'da Dünya Fuarında sergilenmek üzere yapıldığında bir mühendislik harikası olarak kabul edilmiş. Zamanında dünyanın en yüksek yapısıymış (300 m.). 1910' da kulenin yıkımına karar verilmiş ancak kimsenin içi bunu yapmaya elvermemiş. Sonuçta yıkılmamış. Dünyann en çok ziyaret edilen yerlerinin başında gelen Eyfel Kulesi 3 kattan oluşmakta.Çıkmak istediğiniz kata göre bilet alıyorsunuz. İlk gidişmde kuleye çıkmıştım ancak bu sefer çok uzun kuyruk olduğu için çıkamadık. Tabi ki bu uzun kuyruğu atlayarak, kuleye çıkmak mümkün. Nasıl mı? İnternetten rezervasyon yaptırarak. Ben rezervasyon için geciktiğim için, ne yazık ki bu fırsatı kullanamadık.

Biz de kuleye çıkmadan Champ de Mars'a doğru yürüdük. Eskiden geçit törenlerinin yapıldığı Champ de Mars günümüzde Eyfel'e giden yol boyunca uzanan bir parka dönüştürülmüş. Bu parktan çıktıktan sonra şehir turu yapmak için otobüse binip tüm şehri turladık. Hiç inmeden bir tur 90 dakika sürdü. İsterseniz bu tip hop on-hop off turlarla istediğiniz durakta inip, etrafı gezip, bir sonraki otobüse binebilirsiniz. Bindiğimiz yerde inip, geldiğimiz yolları yürüyerek, Trocadero Meydanına gittik. Fakat bu sefer meydandan çıkmak kolay olmadı. Saint Germain taraftarları şampiyonluklarını kutluyorlardı ama etrafta camı kırılmadık banka , cafe, market kalmamıştı. Gün akşam olmuştu ve yorgunluk çökmüştü artık. Bu civarda yemeğimizi yiyip, otele döndük. Geceyi amerikano oynayarak bitirdik.

Paris

Düzenlemek için buraya tıklayın.

Paris

​Sabah otelimizde kahvaltı yapıp ( bu arada otelin kahvaltısını çok beğendik ) metroya binmek üzere l' Etoile'e ( Arc de Triomphe -Zafer Takı'nın olduğu yer ) yürüdük. Metrodan Hotel de Ville durağında inip, gezmenin en iyi yolu yürümek diyip, elimizde harita, ayaklarımızda rahat spor ayakkabılarla başladık yürümeye. Pont-Neuf ( Yeni Köprü )'den geçerek Notre-Dame Katedralinin olduğu adaya ( Ile de la cite ) geçtik. Pont-Neuf, adı yeni köprü olmakla birlikte, günümüze kalan en eski köprü ( 1606 ). Seine nehri üzerindeki bu ada Paris hikayesinin başladığı yer. Parisii kabilesinin kurduğu yerleşimden 19. yy ortalarına dek, bu minik ada şehrin kalbi olmuş.

Paris

Notre-Dame katedralinin yapımına 1163 yılında başlanmış ve büyük bölümü 167 yılda tamamlanmış. Görkemli ön cephesindeki gülpencere muhteşem. 255 basamağı tırmanıp, kuleye çıkarsanız, Paris manzarasını seyredebilirsiniz. 255 basamağı çıkmayı, bizim gözümüz yemediği için çıkmadık. Katedralde mum yakıp, dilek diledik.Dileğimiz gerçekleştiği için açıklamakta sakınca görmüyorum.Dileğimiz bir sonraki gezimizde diğer 2 arkadaşımızın da bizimle olmasıydı ki, Milano'ya 6 kız arkadaş olarak gittik.

İlginç bir not, 19.yy'da Victor Hugo'nun 'Notre Dame'ın Kamburu ' nu yazması sayesinde restorasyon çalışmaları başlamış.

Katedralden çıktıktan sonra magnet, bardak vs. alışverişimizi yapıp, bir cafede kahvelerimizi yudumlarken, yorgunluk attık.

Paris

Seine nehri üzerinde sağ ve sol yakayı birbirine bağlayan pek çok köprüden biri olan Pont des Arts'dan geçerek St- Germain'e geldik. Köprünün demirlerine takılmış kilitlerin anlamını sonradan öğrendim. Aşıklar, bu kilitleri köprüye kilitleyerek, aşklarını ölümsüzleştiriyorlarmış.

St-Germain'de, Camus, Sartre ve Simone de Beauvoir'in buluşma yeri 'Les Deux Magots' ve 'Cafe de Flore' gitmeyi çok istemekle birlikte gidemedik. Fransız Senatosunun da içinde olduğu, yemyeşil Lüksemburg Bahçelerine geldiğimizde dinlenme vaktimiz de gelmişti. Artık ayaklarımız isyan ediyordu.

Montparnasse'a doğru yürürken, online aldığım Louvre biletlerimizi alacağımız FNAC'ı görüp, biletlerimizi aldık. FNAC müzik, kitap ve elektronik mağazalar zinciri ve içerisinde müze, konser, etkinlik biletlerinizi alabileceğiniz bir birim var.

Paris'te gördüğümüz onca güzel ve zarif binadan sonra, Montparnasse oldukça sade geldi. Ayrıca Montparnasse kulesini de bu şehre hiç yakıştıramadım. Ek bir bilgi, kankan 1845'te buradaki bir dans salonunda hayat bulmuş.

Paris

Akşam yemeği için Champs Elysees'deki Chez Leon'a gittik. Chez Leon'u ben Brüksel'de keşfetmiştim. Paris'te de şubesi olduğunu öğrenince, insana parmaklarını yedirten o muhteşem midyeleri bir kez daha tatmak istedim.

Paris

Ertesi sabah l'Etoile'e yürüyüp, birkaç gündür uzaktan gördüğümüz Zafer Takı ( Arc de Triomphe ) nı görmeye gittik. Eyfel Kulesinden göremediğimiz Paris manzarasını görmek için Arc de Triomphe'un terasına çıktık.L' Etoile (yıldız) adını, merkezden ayrılarak yıldız şeklini oluşturan 12 caddeden almış. Arc, I. Napolyon tarafından zaferlerinin anısına yaptırılmış.

Paris

Arc'dan caddelerin görünüşü...

Paris

Arc'dan La Defense ve Grande Arche görüntüsü...

Paris

Ve nihayet Louvre'dayız. Müzenin önündeki bilet kuyruğu bizi hiç ilgilendirmiyor, çünkü biletlerimiz hazır. Direkt müzeye girip, gezmeye başladık. Bina 1204 yılında saray olarak inşa edilmiş. Fransız Devrimi'nden sonra saray, 1793'te ulusal müze ilan edilmiş. Dışarıdaki cam piramitse 1980'de yapılmış. Müzedeki ilk işimiz Leonardo da Vinci'nin efsanevi Mona Lisa'sını görmek oluyor. Louvre ilk gidişimde Mona Lisa beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Çünkü çok daha büyük bir tablo bekliyordum.

Eğer çok sayıda müze gezmeyi planlıyorsanız 'museumpass' almakta fayda var 2-4-6 günlük kartlar şeklinde satılıyor.

Paris

Louvre'dan çıkıp, Tuileries bahçelerinden yürüyerek Concorde Meydanına çıktık. Madeleine civarında öğle yemeği olarak krep yedik ve oturduğumuz tabureler için de ekstra para ödedik !!!

Paris

Sıra Opera Garnier'i görmeye gelmişti. Operanın yapımı III. Napolyon zamanında başlıyor ( 1850'ler ). Ancak 1875'te tamamlanabiliyor. Bu ihtişamlı opera binasının içini Chagall resimlemiş. Ayrıca operanın altında bulunan küçük gölden esinlenerek 'Operadaki Hayalet' yazılmış.

Operadan çıkıp, Haussman Bulvarı üzerindeki Galeries Lafayette'e gitmeyi de ihmal etmedik. Lafayatte içindeki markalar kadar güzel mimarisiyle ilgi çeken bir mağaza. Alışveriş yapmasak da binanın güzelliğini görmek için gezdik.

Biraz da Haussman hakkında bilgi vereyim. III. Napolyon şehri modernize etmek ister. 1830-48 yılları arasında yaşanan isyanlar sonucu, Napolyon, Baron Haussman'ı karmaşayı körükleyen dar sokakları düzeltmesi için görevlendirir. Bunun üzerine baron şehir merkezinde yaşayan işçileri banliyöye yerleştirip, büyük bulvar ve caddeleri yaparak Paris'i bugünkü görüntüsüne ulaştırır. Bu arada, Paris metrosu da 1900'de yapılmış. Bizde ki metrolardan yaklaşık 100 yıl önce!

Akşam üzeri , Seine nehrinde keyifli bir tekne turu yaparak, Paris'i bir de nehirden gördük. Bunun için en uygunu 'Batobus'.

Akşam yemekte Champs-Elysees'de ki L'Entrecote' daydık. Burayı bize Paris Dolmuşu'nun şöförü önermişti. İyi ki gitmişiz. Yemeğimiz bir harikaydı. Garsonumuz da öğrendiği bir iki kelime Türkçesiyle çok eğlenceliydi. Otelimize dönmeden apple tarte tatin ( elmalı tart ) yemeyi de ihmal etmedik.

Paris

Ertesi günkü program, Sacre Coeur Bazilikası, Montmartre ( Ressamlar Tepesi ), Marais bölgesi, Vosges Meydanı. Etoile'den metroyla Pigale'e gittik ve Paris'in en yüksek noktasında bulunan Sacre Coeur'e çıkmak için füniküleri kullandık. Montmartre tepesi bazilikanın hemen arkasındaki şirin bir sanat mekanı. Buradaki her sokak resim yapan sanatçılarla dolu. Ayrıca bu tepede sessizlik içinde huzurla oturacağınız sempatik cafeler bulunmakta. Biz de bunlardan birinde oturup, keyifle kahvelerimizi yudumladık.

Paris

Montma rtre Tepesi'nden indikten sonra yine bu çevrede bulunan Moulin Rouge'a gittik. Tabii günün bu saatinde ancak dışarıdan gördük. Bir show izlemek istiyorsanız, önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor.

Marais'de, artık müze ve kütüphane olarak kullanılan, Avrupa'nın en zarif Rönesans malikaneleri ( hotel diye adlandırılıyor ) yer alıyor. Ayrıca kestane ağaçları ve pembe tuğlalı binalarıyla keyifli bir meydan olan Vosges Meydanında , bir zamanlar Victor Hugo'nun yaşadığı ev de müzeye dönüştürülmüş.

Paris

Paris'e gelimişken macaron yemeden dönmek olmazdı. Biz de Madeleine'e gidip, La Duree'den macaronlarımızı aldık ve oğlumun siparişi tişörtü almak üzere Hard Rock Cafe'ye arkadaşlarımı sürükledim.

Paris

Yarın son günümüz ancak Musee d'Orsay ve Rodin Müzesini gezmek için yeterli vaktimiz var. Musee d'Orsay, 19.yy'ın otelli demiryolu istasyonu, 1986'da müzeye dönüştürülmüş. Renoir, Cezanne, Manet, Monet, Degas ve daha pek çok ünlü ressamın eserlerini görebilirsiniz.( Pazartesi kapalı )

Paris

Rodin müzesinde büyük heykeltraşın en önemli kolleksiyonu sergilenmekte. Müzenin girişinde ünlü 'Düşünen Adam' heykeli sizi karşılıyor. Müzede Rodin'in yanısıra , Rodin'in sevgilisi ve asistanı Camille Claudel'in de eserlerinden örnekler var.

Orjinali Musee d'Orsay'da bulunan, Rodin'in diğer bir ünlü eseri 'Cehennemin Kapıları' nın bir örneği de bu müzede. Rodin'den 1880 yılında, Dante'nin İlahi Komedya'sındaki Cehennem bölümünü anlatan sahnelerin olduğu bir kapı yapması isteniyor. 37 yıl bu kapı üzerinde çalışıyor, ancak bitiremiyor. Aslında 'Düşünen Adam' heykeli, 'Cehennemin Kapılarının' üstüne yerleştirmek üzere tasarlanıyor. Fakat o kadar başarılı olmuş ki bağımsız bir eser olmuş.

Müzenin bahçesi de o kadar güzeldi ki, yemeşil, kuş sesleri içinde buradaki cafede oturup, böylesine güzel bir tatili bitirmenin hüznü içinde birşeyler atıştırıp, yürüyerek otelimize döndük.

***Kırmızı renkli yazılara tıklayarak daha detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz...

FIN:)

Paris