
Londra
36 fotoğraf · Avrupa
Kraliçeleri, prensleri, Thames Nehri, Big Ben'i, müzeleri, yağmuru, şık vitrinleri, kozmopolit yapısıyla Londra, uzun süredir ertelediğimiz bir seyahati. Defalarca seyahati hak eden bir şehir. Benim gözümden keşfetmeye hazır mısınız? Öyleyse havaalanından, şehre ulaşımla başlayım anlatmaya.
Londra'nın en büyük iki havaalanından olan Heathrow ve Gatwick'ten şehir merkezine ulaşım çok kolay. Heathrow Ekspres ile 15 dakikada Heathrow'dan Paddington istasyonuna ulaşılabilir. Metro ile (Piccadilly Line) Gatwick'ten hızlıca şehir merkezine varabilirsiniz. Ayrıca Gatwick Havaalanından, Victoria istasyonuna giden Gatwick Ekspres de kullanışlı bir seçenek. Tabi ki her iki havaalanından taksi seçeneği de mevcut, biraz pahalı olmakla birlikte.
Şehir içi ulaşımsa çok organize. Çift katlı kırmızı otobüsler, siyah taksiler ve metro. Metro ile trafikten kurtulup, Londra'nın neresine giderseniz gidin, en hızlı ulaşımın keyfini çıkarabilirsiniz. Tabi ki metro haritanızı ya da telefonunuza indirdiğiniz ''Tubemap London Underground'' uygulamasını kullanarak.
LONDRA METROSU - TUBE, dünyanın en eski metro sistemi olan Londra metrosu 1863'te hizmete girmiş. 2. Dünya Savaşı sırasında Alman ordularının hava saldırılarına karşı sığınak görevi de görmüş. Metro ya da Londra'lıların deyimiyle tube, şehrin altını bir örümcek ağı gibi kaplıyor. Metro, şehrin içinden dışa doğru açılan bölgeler(zone) için ayrı ücret tarifelerine sahip. Tüm gezilecek yerler zone 1 ve zone 2 olmakla birlikte, hangi zonda gideceğini düşünmeden metro kullanmak için, günlük biletle uğraşmak yerine''Oyster card'' satın almakta fayda var. Bir depozito karşılığında aldığınız kartı, para yükleyerek kullanıyorsunuz ve seyahatinizin sonunda da iade ederek, depozitonuzu alıyorsunuz. Kartı tüm metro istasyonlarından alabilirsiniz.
Trafiği göze alırsanız, kırmızı iki katlı otobüsleri kullanmak da ayrı bir zevk. Özellikle 1954'ten beri faaliyet gösteren ve 2005'te seferden kalkan otobüslerin bazıları hala 15 no'lu hatta kullanılıyor. Trafalgar Meydanı ile Tower Hill arasında hizmette. Bu hat üzerinde, St. Paul Katedrali, London Tower ve Tower Bridge var.

Gezilecek yerlere gelirsek...
Gezmeye, Londra'nın merkezi kabul edilen TRAFALGAR SQUARE'den başlanabilir. Şehirdeki mesafeler, genellikle meydanın yanındaki CHARING CROSS'tan ölçülüyor. Meydandaki aslan heykellerinin ve çeşmenin etrafı her zaman hareketli ve kalabalık. Meydan adını, İspanya'nın güneybatısındaki Trafalgar Burnu açıklarında, 1805'te yapılan ve Amiral Lord Nelson'un Napoleon'u yendiği savaştan almış.

Meydandaki önemli yerlerden birisi, NATIONAL GALLERY. Britanya'daki en iyi Avrupa sanatı kolleksiyonuna sahip müze, ücretsiz. ( Çarş. 10.00-21.00, diğer günler 10.00- 18.00 arası açık ) Galerinin kolleksiyonu, 1824'te ülke adına satın alınan 38 adet tablo ile başlayıp, 2000'den fazla eseri kapsayacak şekilde gelişmiş. Leonardo da Vinci, Boticelli, Monet, Van Gogh, Cezzane vb. sanatçıların eserleri yer almakta.

Bu meydanda yine ücretsiz gezebileceğiniz diğer bir müze ise, NATIONAL PORTRAIT GALLERY. Britanya tarihinin önde gelen isimlerinin portrelerinin sergilenmesi amacıyla 1856'da kurulmuş. 9000 portrelik kolleksiyona sahip. ( Pzt-çrş 10.00-18.00, prş-cu 10.00-21.00 )
Trafalgar Square'dan, The Mall boyunca yürüyerek önce ST. JAMES'S PARK ve ST. JAMES'S PALACE'e ulaşırsınız. En eski kraliyet parkı olan St. James's Park, Fransa'da sürgündeyken, çok beğendiği bahçeleri ülkesinde de yaratmak isteyen 2. Charles tarafından yaptırılmış. St. James's Palace ise 8. Henry tarafından bir avcı köşkü olarak 1532'de yaptırılmış. Günümüzde ise Galler Prensinin evi ve ofisi. Buckingham'ın 1837'de kraliyet sarayı olmasından önce, St. James's Palace bu görevi üstlenmiş.

Ve Londra'nın en bilinen simgelerinden biri olan BUCKINGHAM PALACE. Zaman zaman kraliçeye ev sahipliği yapan sarayın bayrağı göndere çekilmişse, kraliçe sarayda demekmiş. Saray 1702'de Buckingham Dükü için yapılmış. 1837'de ise kraliyet sarayı olmuş. (Agustos-Eylül 09.30-18.00 arası ziyarete açık, giriş ücretli) Saraydaki nöbet değişimi ise görülmesi gereken bir tören. Yazın hergün, kışınsa günaşırı düzenleniyor. Saat 11.30'da başlıyor ancak kalabalık içinde rahat izleyebilmek için erken gitmekte fayda var.

PALACE OF WESTMINSTER (HOUSES OF PARLIAMENT), Victoria döneminin, Neo-Gotik sarayı 1065'te, Aziz Edward için yapılmış ve 400 yıl boyunca kraliyet ailesinin evi olmuş. Sarayın ortaçağdan kalan tek bölümü 1099'da yapılan Westminster Hall. Westminster Sarayı 1512 yılından beri Lordlar ve Avam Kamarası'na ev sahipliği yapıyor. Sadece Lordlar ve Avam Kamarası halka açık.

Londra deyince ilk akla gelen, BIG BEN. Westminster Sarayı'nın ön tarafında yer alan kule, dünyanın en ünlü saati. 1858 yılında eklenen Big Ben'in yüksekliği 106 m. ve çanı ise 13,5 ton ağırlığında.

WESTMINSTER ABBEY, Birleşik krallığın en önemli dini binalarından biri olan bu kilise, bütün taç giyme ve kraliyet düğünlerine ev sahipliği yapmış. Krallar ve kraliçelerin mezarlarının yanısıra ülkenin önde gelen devlet adamları, askerleri, bilim adamları ve edebiyatçılarının da mezarları burada. Newton ve Darwin'in mezarı burada. ( Pzt-cu 09.30-15.45, cts 09.00-13.45 arası açık)

Westminster Bridge'den geçerek, dünyanın en büyük dönme dolabı, LONDON EYE'a ulaşırsınız. Köprüden geçerken parlamento ve Big Ben'in güzel fotoğraflarını çekebilirsiniz. 2000 yılında açılan London Eye, 800 yolcusunu yarım saatlik bir yolculuğa çıkarırken, tüm şehri de ayaklarınızın altına seriyor. Bilet sırasından kurtulmak istiyorsanız, biletlerinizi önceden internetten almalısınız. http:// www.londoneye.com/

Nehrin karşı yakasına geçmişken, SHAKEPEARE'S GLOBE THEATRE'ı ve TATE MODERN'i gezebilirsiniz.(pa-perş. 10.00-18.00, cu-cts 10.00-22.00, giriş ücretsiz) Picasso, Matisse, Dali gibi ustalardan, günümüz sanatçılarına kadar pekçok sanat eserini görmek mümkün.
TOWER OF LONDON, kale yaklaşık 900 yıllık geçmişi boyunca kraliyet sarayı, hapishane ve idam yeri olarak kullanılmış. 1078'de kral 1.William tarafından yaptırılan WHİTE TOWER'a daha sonra başka kuleler, duvarlar ve hendek eklenmiş. 12. yüzyılda tahta geçen Aslan Yürekli Richard, kulenin çevresini güçlü duvarlarla kapattırıp, etrafına da hendek kazdırıp, su ile doldurtur. 19. yüzyılda da Wellington Dük'ü temizlik nedeniyle etrafındaki hendeği doldurarak, bahçeye çevirtir. 1941'e kadar özellikle monarşiye muhalif olanların mahkum edildiği bir yer olmuştur. Anne Boleyn gibi kızı 1. Elizabeth de buradaki kulelere hapsedilmiş.

TOWER BRIDGE, 1886-1894 yılları arasında yapılmış olan köprü, dünya'daki en ünlü baskül köprü. (Bazı zamanlarda, deniz araçlarının geçmesi için kanatları açılan köprü) Londra'nın simgelerinden biri.

ST. PAUL'S CATHEDRAL, Londra'nın finansal merkezinde bulunan St. Paul's, ünlü mimar Christopher Wren'in en önemli eseri. Kraliyet mezarlarına ev sahipliği yapan Westminster Abbey gibi St. Paul's'de de ünlü anıtlar ve mezarlar bulunuyor. Dev kubbesi, Roma'daki San Pietro'dan sonra dünyanın en büyük kubbesi.

FINANCIAL CITY, City bölgesindeki ticaret hayatının merkezinde, ülkenin altın rezervlerinin bulunduğu BANK OF ENGLAND, hemen yanında STOCK EXCHANGE (BORSA), 1844 tarihli, gösterişli, klasik binasıyla ROYAL EXCHANGE (KRALİYET BORSASI) ve Bank of England'ın karşısında ise 18. yüzyıldan kalma Londra Belediye Başkanı'nın konutu MANSION HOUSE bulunmakta.

''Batı Ucu'' anlamında olmakla birlikte, şehrin ortasında yer alan WEST END'de ise dünyaca ünlü OXFORD STREET ile PICCADILLY CIRCUS bulunuyor. Tiyatrolar, gece kulüpleri, şık oteller ve en iyi restoranların çoğu bu bölgede. Piccadilly Circus, Newyork'un Time Square'i gibi, ışıl ışıl ve hareketli. Oxford Street ise, büyük mağazaların olduğu alışveriş için uygun bir cadde. Bu cadde üzerindeki SELFRIDGES ise Londra'nın, Harrods'tan sonra ikinci büyük mağazası.

Simitsiz olmaz diyorsanız, Simit Sarayı, Piccadilly Circus'da.
Piccadilly Circus'dan başlayıp, HYDE PARK CORNER'a kadar uzanan Piccadilly Caddesi boyunca yürüyüp, ünlü HYDE PARK'a ulaşabilirsiniz. Hyde Park'ın yapay gölü Serpentine kenarında çay, kahve molası verip, biraz dinlendikten sonra, parkın MARBLE ARCH köşesine doğru yürüyüp SPEAKERS' CORNER'a ulaşırsınız. Eğer günlerden pazarsa istediğiniz konuşmayı yapabilirsiniz. Yanınızda kuruyemiş varsa, parkta sincapları beslemek de ayrı bir keyif.

Merkezi Londra'da olan MADAME TUSSAUDS ise 1884'ten beri, Marley Road'da , balmumu heykelleri ile ilgi çekmekte. Özellikle Mustafa Koç (Koç Holding) tarafından, 2005'te yenilenen gerçeğe uygun Atatürk heykelini görmek için gidilebilir. (pzt-cu 09.30-17.30, cts-pa 09.00-18.00 arası açık, giriş ücretli)

Müze çıkışı, hemen yakınındaki REGENT'S PARK'ta dolaşıp, parkı çevreleyen, 1820'lerde yapılmış, zarif binaları görebilirsiniz.
BRITISH MUSEUM, 1759'da ziyarete açılan müze ( ancak şimdiki bina 1823 tarihli) dünyanın en geniş kolleksiyonlarından birine sahip. Özellikle arkeolojik ve etnoğrafya ile ilgili, pek çok medeniyete ait eserlere ev sahipliği yapıyor. Dünyanın dört bir yanından toplanmış eserler arasında özellikle, Efes'teki Artemis Tapınağı'nın ve Bodrum'daki Halicarnassus Mozolesi'nin bazı bölümlerini görmek, insana değişik duygular yaşatmakta. Müzedeki şu hazineler mutlaka görülmeli: Asur Heykelleri ve Rölyefleri, Horsabad Girişi, Elgin Mermerleri, Karyatidler,(Atina Parthenon'dan getirilmiş), Mısır Mumyaları, Rosatta Taşı.
Müzenin bulunduğu Bloomsbury ise, şehrin en entellektüel semti. Virginia Woolf, Forster, Charles Dickens'ın bir zamanlar yaşadığı yerler. Binalar üzerindeki mavi levhalara dikkat ederseniz, hangi ünlünün evi olduğu yazmakta.

Mağazaları, kafeleri, ilginç mekanlarıyla COVENT GARDEN da görülmesi gereken yerlerden. ''Manastır Bahçesi'' anlamına gelen Covent Garden, 17. yüzyılda yazarların ve sanatçıların sık sık uğradığı pub ve kafeleriyle bohem bir semt haline gelir. Daha sonra burada kurulan pazar yeri, 1974'te trafik yoğunluğu nedeniyle şehrin güneyine taşınır. Sokak sanatçılarıyla meşhur, mutlaka bir gösteriye denk gelirsiniz.

Dünyaca ünlü mağaza HARRODS, alışveriş yapılmasa da görülmeli. Knightbridge'deki mağazanın dışı gibi içi de ihtişamlı. 7 katlı, 300'den fazla departmanı olan Harrods'un yiyecek katıda görülmeye değer. İlginç olansa, Harrods'un ticaret hayatına 1849'da manav olarak başlaması. 2010 yılına kadar sahibi olan Mısırlı Mohammed Al-Fayed, 1997'de hayatını kaybeden Prenses Diana ve Dodi Fayed için binada bir anıt yaptırmış.

Müzeleri ile ünlü semt KENSINGTON'da gidebileceğiniz müzelerse, Victoria and Albert Museum, Natural History Museum ve Science Museum. Ben müze hakkımı diğerlerinde kullandığım için bunları gezemedim.
CAMDEN TOWN, marjinaliğin merkezi. Marjinal takı ve kıyafet satan küçük dükkanlar, tezgahlar, dövmeciler ve piercingcilerle dolu. Amy Winehouse da bir zamanlar buradaki mekanlarda sahne alırmış. Yemek yenecek ya da birşeyler içilebilecek yerlerse kanalın etrafında. Bu aykırı havası görülmeye değer.

İkinci el alışveriş, antika objeler ve ıvır zıvır içinse, haftasonu PORTOBELLO ROAD ziyaret edilmeli. Bir zamanlar Julia Roberts ve Hugh Grant'ın meşhur filmi ''Nothing Hill''den hatırladığımız semt, NOTHİNG HILL, renkli evleri, dar sokaklarıyla ilgi çekiyor.

Peki ne yenir, ne içilir?
Kendine özgü bir mutfağı olmamakla birlikte, dünya mutfaklarından restoranlar çok fazla. Hint, Çin, İtalyan vs. Ama kahvaltınızı İngilizlere özgü bir şekilde yapabilirsiniz. İngiliz kahvaltısı, yumurta, sosis, domates, fasulye, mantar ve tosttan oluşan ağır bir kahvaltı. Pek çok yerde şubesi olan Caffe Concerto kahvaltı için tercih edilebilecek bir mekan.

Bu kahvaltıdan sonra, öğlen ''fish and chips'' ile geçiştirilip, akşam İngilizlerin klasik yemeği, fırında biftek ve yanında Yorkshire pudding yenebilir. Tabi ki arada 5 çayı da unutulmamalı. 5 çayı için en iyi adres, The WOLSELEY. Art Deco atmosferde içilen beş çayının keyfine diyecek yok.

Biraz genel bilgi:
*Metro istasyonalarında, trenle istasyon arasındaki boşluğa dikkat çeken ''Mind the Gap'' yazısı, şehrin sembollerinden biri olmuş.
*Trafik ışıkları ilk kez 1868'de Londra'da kullanılmış. Manuel kontrol edilen ışıklar gazla çalışıyormuş.
*2003'ten beri şehir merkezine 7-18 saatleri arasında, arabayla girmek için 12 pound ödemek gerekiyormuş.
*Eskiden Londra'da, belediye evlerden alacağı vergileri pencere büyüklüğüne göre toplarmış. ''Window Tax'' 1696'dan itibaren 156 yıl sürmüş. Az vergi için ev sahipleri küçük pencere yapmış.
*Trafik ters yönden aktığı için dikkatli olmak gerekiyor. Ancak bunun için yerde yazan yazılara dikkat etmek yeterli.

Ve olmazsa olmaz Londra pozu...