
Bordeaux
35 fotoğraf · Avrupa
Biarritz'den bindiğimiz trenden, 2 saat sonra Bordeaux St. Jean Tren İstasyonunda iniyoruz (SNFC). Bu sürede biraz dinlenip, günün yorgunluğunu da atıyoruz. Önceden rezervasyonunu yaptırdığımız otelimize, taksi ile ulaşıyoruz. Eğer direkt Bordeaux'a uçtuysanız, (THY'nın haftanın her günü Bordeaux'a direkt uçuşu var) havaalanından 1 no'lu otobüslerle, şehir merkezine ulaşabilirsiniz.
Şehiriçi ulaşımsa, geniş bir otobüs ve tramvay sistemi var. Ancak eski şehir bölgesi yürüyerek gezilebilir.
Şehir hakkında biraz bilgi vermek gerekirse:
Fransa'nın güneybatısında, Akitanya bölgesinde yer alan tarihi bir liman şehri. Bordeaux, 2007'den beri, tarihi liman şehri olması nedeniyle UNESCO Dünya Mirasları listesinde yer alıyor. Garonne nehri kıyısındaki ş ehrin görünümü, yarım ay şeklinde ve nehrin Atlas Okyanus'una döküldüğü noktadan 98 km. uzaklıkta. Şehir nüfusu, 250 bin civarında. 18. yüzyılda, şehirdeki tüm ahşap yapılar yıkılıp, taş binalar inşa edilmiş. Bu da Bordeaux tarihinde önemli bir dönüm noktası olmuş. Şehir merkezi 18. yüzyılda yapıldığı şekliyle büyük ölçüde korunmuş.
Tabi ki Bordeaux'un en önemli özelliği, dünyaca ünlü şarapları. Okyanus kıyısında olması nedeniyle, yaz dahil her zaman yağmur olasılığı var.

Bordeaux için 3 günümüz var, bunun bir gününü Bordeaux şehir merkezine ayırıp, diğer iki günde ise, bir gün şarap tadımı için SAINT EMILION'a, birgün de ARCACHON ve DUNE DU PILAT'a gitmeyi planladık. Otelden haritamızı alıp, bir şehri tanımanın en iyi yolu, yürümek deyip, başlıyoruz turumuza. Fakat akşam üzeri şehirde olduğumuz için, bugün sadece etrafı keşfetmek ve akşam yemeği için vaktimiz var. Yarın tüm gün şehirdeyiz. Otelimizden PLACE GAMBETTA'ya (Gambetta Meydanı) yürüyoruz. Minik bir göletin ve güzel bir parkın olduğu bu meydanın olduğu bölgeye ''Küçük Paris'' diyorlarmış. Aynı zamanda otobüs ve tramvay hatlarının da durak noktası. Meydandaki PORTE DIJEAUX'dan geçip, Garonne Nehrine doğru gidiyoruz. Amaç, PLACE DE LA BOURSE'yi görmek.

Porte Dijeaux

Place de la Bourse
Garonne Nehri'nin kıyısındaki bu saray, 18. yüzyılda şehrin yenilenmesi sırasında yapılmış. Binalardan biri MUSEE NATIONAL DES DOUANES (Denizcilik Müzesi), diğeri ise meydana adını veren LA BOURSE (Borsa Binası). Bu binanın güzelliğini artıran diğer bir özellikse, binayı yansıtarak, ihtişamını ikiye katlayan, ''Mirror d'eau'' yani su aynası. Gece sarayın ışıklandırılmasıyla, manzara daha etkileyici oluyor. Bunun dışında, suyun derinliğinin birkaç santim olması nedeniyle, sıcak yaz günlerinde çocukların oyun alanı olarak kullanması, güzel görüntüler yaratıyor.

Sabah yine otelden Gambetta Meydanına yürüyüp, sadece tramvayın geçtiği Cours de I'Intendance'den GRAND THEATRE'a ulaştık. Neo-klasik özellikler taşıyan Grand Theatre, 1780 yılında inşa edilmiş. Dış cephesinde bulunan 12 sütun, mitolojideki 9 ilham perisi ve 3 tanrıçayı sembolize ediyormuş. Grand Theatre de Bordeaux, dünyanın 18. yüzyıldan kalan, nadir tiyatro binalarından biri. Bordeaux'un, turistik eski şehir bölgesi, aynı zamanda günlük hayatın da kalbi. Sadece turistik bir bölge değil, şehir halkının hayatının bir parçası olduğu için, siz de gündelik hayatın içine karışıyorsunuz.

Grand Theatre'ın bulunduğu Place de la Comedie'den başlayan ve eski şehri ikiye bölen, tamamen araca kapalı, alışveriş caddesi RUE DE SAINTE CATHERINE, Place de la Victoire'ye kadar uzanıyor. 1,2 km. uzunluğundaki bu cadde, Avrupa'nın en uzun alışveriş caddesi. Caddenin kuzeyinde daha şık ve pahalı mağazalar dikkat çekerken , güneye Victoire Meydanı'na doğru çehresi biraz değişiyor. Place de la Victorie, Bordeaux Üniversitesinin hemen yanında olduğu için, meydan bir öğrenci bölgesi.
ESPLANADE DES QUINCONCES, beş köşeli bir düzende dikilmiş ağaçları, Montaigne ve Montesquieu heykelleriyle Avrupa'nın en büyük meydanlarından biri. Aynı zamanda şehrin ulaşım ağının da merkezi. Meydanda yer alan MONUMENT AUX GIRONDINS çeşmesi ise şehrin sembollerinden. Fransız İhtilali'nde giyotinle infaz edilen Girondistler için yapılmış. 2. Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından yok edilen anıt-çeşme, aynı yerde yeniden inşa edilmiş.

Bu büyük ve biraz da boş meydandan yürüyerek, Garonne Nehri kıyısına ulaşılıyor. Nehre ulaştığımızda, bir kutlamanın ortasında bulduk kendimizi. 1780 yılında, Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nda İngilizlere karşı Amerikalıların yanında savaşan General Lafayette'i, Amerika'ya götüren L'Hermione Fırkateyninin birebir kopyasının, aynı yolculuğu yapıp, Fransa'ya dönüşü kutlanıyordu. İlginç olansa, daha önce denizcilik tecrübesi olmayan 54 kişilik mürettebat, 18. yüzyılda kullanılan yöntemleri, bir eğitimden geçerek öğreniyor ve geminin kaptanı eşliğinde, Amerika'ya gidip, geliyor.

TRIANGLE D'OR (Altın Üçgen), Merkezinde Grands Hommes pasajının olduğu, Cours Clemenceau, Cours de l'Intendance ve Les Alles de Tourny'nin çevrelediği üçgen şeklindeki bölge. 18. yüzyılda ahşap evler yıkılıp, taş binalar yapıldığında şehrin zenginlerinin tercih ettiği yermiş. Şimdi ise, tarihi dokusu, güzel Fransız kafeleri, butikleri ve dünyaca ünlü markaların olduğu mağazalarıyla dikkat çekiyor.

BORDEAUX ST. ANDRE KATEDRALİ, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde olan bu Gotik katedralin inşası 1096 yılına dayanıyor. Ancak bugünkü görünümüne 13-15. yüzyıllarda kavuşmuş. Yandaki çan kulesi TOUR PEY-BERLAND'ın 231 basamağını tırmanmayı göze alırsanız, tepesinden tüm şehri kuşbakışı seyretmek mümkün. Katedralin yanında ise HOTEL DE VILLE yani Şehir Meclisi var.

St. Andre Katedrali

Tour Pey-Berland

Hotel de Ville

Şehrin masalsı yapılarından biri, Cours Victor Hugo üzerindeki, 8 tonluk çanıyla GROSSE CLOCHE.

Diğeri ise, PORTE CAILHAU, 1494'ten kalma sur kapısı. Şehir yenilenirken, sur duvarları yıkılıyor ama bu güzel sur kapısı bırakılmış.

Grosse Cloche'nin olduğu Victor Hugo Caddesinden ilerleyerek, PORTE DE BOURGOGNE'ye ulaşırsınız. Bu kapının sağ tarafındaki bölge ise ST. MICHEL bölgesi, Afrika ve Ortadoğu'dan gelen göçmenlerin yoğunlukta olduğu bu bölgede, Türk restoran ve marketleri dikkat çekiyor.

St. Michel Bazilikası

Garonne Nehrinin kıyısı, keyifli bir yürüyüş yapmaya uygun. Tarihi köprü PONT DE PIERRE de görülmeye değer.
Şehirde nerede, ne yenir,ne içilir?
Şehrin ana caddesi Saint Catherine ile Garonne Nehri arasındaki bölge, restoran, kafe ve bar bölgesi. Bu kalabalık, canlı bölgedeki tüm meydanlarda ve sokaklarda yemek, içmek için çok güzel yerler bulmak mümkün. Ancak restoranlar küçük olduğu için rezervasyon gerekmekte. Ayrıca şehirdeki binaların teraslarını da atlamamak lazım. Akşam üzeri güzel bir manzara eşliğinde birşeyler içmek için, Place de la Comedie'deki, 230 yıllık tarihi otel GRAND HOTEL DE BORDEAUX'nun terası tercih edilebilir. Akşam yemeği için, Cours du 30 Juillet Caddesinde, kapısında daima kuyruk olan LES ENTRICOT. Önceden rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Geleneksel bir yemek için BRASSERIE BORDELAISE, 50 Rue St. Remi'de. Şehir içinde şarap tadımı ve atıştırmalıklar için, BAR A VIN, Cours du 30 Juillet'de. Antrikot, deniz ürünleri, lezzetli peynirler, kaz ciğeri ve ördek, tabiki Bordeaux şarabı eşiliğinde yenilmeli. Üstüne de yöresel tatlı Cannele Bordelais. Yumurtaların beyazları, fıçılardaki şarapları inceltme işleminde kullanılınca, biriken yumurta sarılarından da yöreye özgü tatlı ''cannele'' doğmuş.

BORDEAUX VE ŞARAP
Bordeaux'u özgün yapan özelliklerin başında dünyaca ünlü şarapları gelir. Bordeaux'da şarap üretimi, MÖ 2. yüzyıla dayanıyor. Bordeaux özellikle Merlot ve Cabernet Sauvignon şaraplarının yaygın olarak üretildiği bir bölge. Ilıman iklimi ve bağcılığa uygun koşullarıyla, Bordeaux'daki şarap üretiminin %88'ini kırmızı şaraplar oluşturmakta. Bordeaux şaraplarının diğer özelliği ise, marka, üretim yılı veya üzüm çeşitine göre sınıflandırılan diğer şarapların aksine, üretildikleri şatolara göre etiketlendirilmesi. Şarapları kusursuz yapan, üretildikleri bağlar ve bu bağlardaki şarapların üretildiği ihtişamlı şarap evleri ''chateau'' (şato)lar. Kırmızı şarapların kalitelerine göre adlandırıldıkları Grand Cru sınıflandırmasının en üst seviyesi kabul edilen Premier Cru şaraplarının hepsi, Bordeaux'daki bağlardan çıkıyor. Bu bağların olduğu bölgelerden öne çıkanlarsa, Medoc, Graves ve Saint-Emilion. MEDOC bölgesi, tarihi diğer bölgelere göre daha yeni olmakla birlikte, Bordeaux şarap bölgeleri içinde en prestijlisi.
Bu şarap bölgelerinde gezmek, şarabın yapım aşamalarını görmek, şatolarda şarap tadımı yapmak, hikayelerini dinlemek için, bu bağlara uğramadan ayrılmamak lazım. Bu nedenle Grand Theatre'ın yanındaki turizm ofisinden Saint Emilion turu için rezervasyon yaptırdık. Medoc için de turlar var. Ayrıca şarap üreticisi şatolar, kendileri de turlar düzenlemekte ancak direkt bu şatolarla haftalar önceden iletişim kurarak, rezervasyon yaptırmak gerekiyor.
SAINT-EMILION, 2. yüzyıldan beri şarap üretiminin kesintisiz devam ettiği, UNESCO Kültür Mirasları listesinde yer alan, çok iyi korunmuş bir ortaçağ köyü. İsmini bölgedeki ticari şarap üretimini başlattığı bilinen keşiş Emilion'dan almış. Avrupa'nın tek parça kayadan oluşmuş en büyük kilisesi ve yeraltı tünelleriyle tanınmış. Bu monolitik (tek bir kaya parçasından oyulmuş) kilise 8. ve 12.yüzyıllar arasında inşa edilmiş. Bu arada rehberimizin yeraltı şehirlerini anlatırken, sürekli Kapadokya'dan bahsetmesi ve bir iki ay sonra geleceğini söylemesi, bizi gurulandırdı...

Ve son durağımız ARCACHON.
Bordeaux St. Jean Tren İstasyonu'ndan bindiğimiz trenle, 50 dakikalık bir yolculuk sonrası Arcachon'a ulaştık. Bassin d'Arcachon Atlas Okyanus'u kıyısında bir lagun. Arcachon ise, istiridye çiftlikleriyle ünlü, şık bir sayfiye kasabası. Öncelikle DUNE DU PILAT'a gitmek istediğimiz için, istasyonun hemen önünden kalkan otobüse biniyoruz. Yaklaşık yarım saat sonra indiğimiz duraktan, ormanın içinde, mis gibi çam kokusu eşliğinde, kamp ve piknik alanlarından geçerek ulaşıyoruz, Avrupa'nın rüzgarla oluşan en büyük tepesi Dune du Pilat'a. 3km. uzunluğunda, 115 m. yüksekliğinde ve 500 m. genişliğindeki bu kum tepesini, o kyanus tarafından esen, güçlü rüzgarlar, 4000 yılda oluşturmuş. 150 basamaklı bir merdivenle, tepeye tırmanıyoruz. Tepedeki manzara çok etkileyici. Karşımızda Atlas Okyanus'unun sonsuz maviliği, okyanusta ufak kumul adacıkları, arkamızda orman. Doğanın gücünden etkilenmemek mümkün değil.

Dönüşte, artık Arcachon'un müthiş istiridyelerini tatma zamanı gelmişti. Sahil boyunca sıralanmış restoranlardan birine oturup, hem dinleniyoruz, hem de lezzetli deniz ürünlerini tadıyoruz.

Bilbao'dan başladığımız, 9 günlük seyaha timizi,San Sebastian ve Biarritz'den sonra Bordeaux'da tamamladık. Artık kürkçü dükkanına dönme vakti geldi.
Gezgin olmak, gezmek, görmek, farklı kültürleri tanımak, yaşamak ve sonunda gezdiğim, gördüğüm yerleri, tecrübelerimi paylaşmak. Seyahat bir terapi, gündelik yaşamdan, stresten, sorumluluklardan uzaklaşmak, sadece gezme-görme işine odaklanmak ve gündelik hayattan birkaç günlük mola. Başka bir terapide görüşmek üzere...
***Kırmızı renkli yazılara tıklayarak, daha detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz.
au revoir :)