
Malta
15 fotoğraf · Avrupa
İşten, güçten, trafikten, İstanbul'dan bunalıp, biraz kafa dağıtmak istediğimiz bir zamanda, birkaç günlüğüne arkadaşlarımızla Malta'ya gitmeye karar verdik. Üstelik oğlumun okulu da ara tatiline (Nisan ayı) girecekti.
O halde, biraz Malta hakkında bilgi edinmek gerekiyordu:
Tarihimizde, devlet adamlarının sürgüne gönderildiği yer olarak bildiğimiz Malta, 7000 yıllık bir tarihe sahip. Bal rengi taşları ve Akdenizin mavisiyle dikkat çeken Malta, 3 büyük adadan oluşan bir devlet. Bu adalar: Malta, Gozo, Comino. Anadil Maltaca ve İngilizce. 1964 yılında bağımsızlığını kazanmış . 2004'te de Avrupa Birliğine katılmış.
Akdeniz'deki stratejik konumu nedeniyle pekçok ülkenin elinde tutmak istediği Malta, uzun yıllar Arapların egemenliğinde kaldıktan sonra, Rodos'un Kanuni tarafından fethedilmesiyle, Rodos'daki St. John Şövalyeleri adaya sığınır. Şövalyelerin gelmesiyle birlikte Malta kalkınmaya başlar. Ancak Kanuni'nin, Akdenizin tamamında egemenlik kurma emeli ve Malta'nın Avrupa'ya geçiş yolu üzerinde olması sebebiyle, Malta, Osmanlı ordusunun hedefi haline gelir. 1565'te Osmanlı donanması Malta'yı kuşatır. Bu kuşatma 4 ay sürer ve Sicilya'dan gelen yardımla şövalyeler galip gelirler. Büyük Malta Kuşatması olarak tarihe geçen bu kuşatmanın bittiği gün, kurtuluş günü olarak kutlanmakta.
Daha sonra Fransa'nın ve ardından da 1,5 yy. İngitere'nin hakimiyeti altında kalır. 1800'de adaya gelen İngilizler, 1979'a kadar adada varlıklarını korurlar (Malta resmi olarak 1964'te bağımsızlığını kazanmasına rağmen).
Malta'da yaz dönemi dil okulları çok popüler. Malta, Avrupa'da İngiltere haricinde İngilizce'nin resmi dil olduğu tek ülke. Maltaca'da bizim kullandığımız bazı kelimeler de var, en dikkat çekeni MERHBA - Welcome.

Air Malta ile 2,5 saatlik bir uçuşla Malta'daydık (THY ile de uçma şansınız var). Taksiyle havaalanından otelimize gidene kadar, geçtiğimiz yerler beni biraz hayal kırıklığına uğratsa da şehir merkezine yaklaştıkça fikrim tamamen değişti.Booking.com'dan rezervasyonunu yaptığımız otelimiz, otelleri, restoranları, gece kulüpleriyle turistleri cezbeden St. Julian'da idi.
Otelimize yerleştikten sonra, St. Julian'da tüm sahile hakim , güzel manzaralı bir cafede birşeyler yiyip içtikten sonra, bir şehri keşfetmenin en kolay yolu olan şehir turuna katıldık. Böylece zamandan da tasarruf etmiş olduk.

İlk günkü turumuz, VALLETTA, Malta'nın başkenti. 1566 - 1572 yılları arasında Büyük Osmanlı Kuşatmasından sonra inşa edilmiş. Şehre, büyük kuşatma sırasında ülkeyi başarıyla savunan St. John şövalyesi Valette'nin adı verilmiş. Tüm şehir Unesco dünya kültür mirası alanı.
Valletta'yı keşfetmeye City Gate'den başlayabilirsiniz. Gate'den geçtikten sonra, Azize Catherine Şapeli, Başbakanlık binası olarak kullanılan Kastilya Han ve Borsa binasını görebilirsiniz. Bu yolun devamı sizi Üst Barakka Bahçelerine çıkarır. En güzel şehir manzarasını buradan çekebilirsiniz. St. John Manastırı ve Vaftizci Yahya Katedralini ziyaret edebilirsiniz. Buradan sonra, Valletta'nın ana caddesi Republic Street'te yürüyüş yapabilirsiniz.

Üst Barakka Bahçelerinden şehrin görünüşü...

Republic Caddesi...

Bal rengi taşlı ve yeşil cumbalı Klasik Malta binası...

Sessiz şehir olarak adlandırılan, tarihi başkent MDINA. Burası etrafı surlarla çevrili, geniş bir meydana ve dar sokaklara sahip klasik bir ortaçağ şehri. Şehir Malta'ya hakim bir tepenin en yüksek noktasına kurulmuş. 8. yy.da Araplar tarafından inşa edilmiş. 1530'da St. John Şövalyeleri gelene kadar adaya başkentlik etmiş. Uzun yıllar Arap egemenliğinde kaldığı için, mimarisinde Arap etkisi görülüyor. Daracık sokakları, demirli balkonlarıyla bu ortaçağ şehri beni çok etkiledi.
Yüksek bir tepeye kurlduğu için, tüm Malta'yı da görme şansınız var.

Mdina'dan bir sokak...

Mdina'dan Malta görüntüsü...

MOSTA KİLİSESİ
Bu kilise Avrupa'nın en geniş 3. kubbesine sahipmiş. Roma'daki Pantheon'dan esinlenerek yapılmış (18.yy.) İkinci dünya savaşı sırasında 1942'de Alman savaş uçağından atılan bir bomba , bu kiliseye düşüyor ve patlamıyor. İçindeki 300 kişiye de hiçbir şey olmuyor. Kilise bu nedenle önem kazanıyor.

Malta'da cam işçiliği çok önemli bir sektör. Bu nedenle bir cam işleme atölyesine gidip, cam objelerin yapımını izledik. Çıkışta da anı olarak, ufak tefek cam objelerden aldık.

Satış bölümünde, oğlumun objektifinden bir kare...
Bütün gün gezip, yorulduktan sonra artık güzel bir akşam yemeğini hak etmiştik. Akdenizin ortasında bir adada olup da balık yememek olmazdı. Biz de St. Julian'da bir balık restoranına gidip, buraya özgü balık çeşitleri ve deniz ürünlerini denedik.

Ertesi sabah tura kaldığımız yerden devam ettik. Bugünün programı: GOZO ve COMINO... Şehir turu otobüsüyle feribot iskelesine gidip, feribotla, yarım saatte Gozo'ya geçtik.
GOZO , Malta'nın kuzeyinde, Malta'dan daha küçük bir ada. Tarihi güzellikleri ve deniziyle huzurlu bir yer. Başkenti eskiden Rabat olarak bilinen Victoria. Yaşam balıkçılık ve çiftçilik üzerine kurulmuş. Akdeniz bölgesinin en iyi dalış alanlarından bir kısmı buradaymış.
Gozo'da görülmesi gereken yerlerin başında, Dwejra bölgesindeki doğa harikası kayalıklar AZURE WİNDOW gelir.

Görülmesi gereken diğer bir yerse, kırmızı kumlu plaj RAMLA BAY...

COMINO ve BLUE LAGOON
Malta ve Gozo adalarının arasında kalan Comino kimsenin yaşamadığı ıssız bir ada. 3 kilometrekarelik bu adada, denizinin temizliği ve maviliği ile ünlü Blue Lagoon yer alıyor. Trafikten, gürültüden uzak, deniz, güneş ve kumun tadının çıkarılacağı cennet bir ada. Ancak biz baharda gittiğimiz için bu fırsatı değerlendiremedik.
Gozo ve Comino dönüşü, oğlumun isteğini yerine getirmek için önce Hard Rock Cafe'ye uğrayıp, tişörtünü ve şövalyeli pinini aldık. Ve akşam yemeğimiz adada çok sevilen tavşan etiydi.
Ertesi gün yol günümüzdü. Malta'yı gezip görmek için 2 tam gün yetmişti. Ancak gezip, görmenin yanısıra biraz da deniz, güneş, kum isterseniz daha uzun ve yazın gitmenizi öneririm...
***Kırmızı renkli yazılara tıklayarak daha detaylı sayfalara ulaşabilirsiniz.